- Afiyetle Dali
- Bir Geçiş Dönemi
- İranabak’ın...
- Unutulmuş Bir Grup İnsan
- Fabrika’yı Baştan Düşünmek
- Kanallarda Karnaval Zamanı
- Kültür Takibi
- Rasim Özdenören’in Kahramanmaraş'ı
- Yavaş Şehir: Akyaka
- Üç Romantik Avrupalı
- Sanatla Değişen Dünya
- Her Zaman Her Yerde Skylife
- İstanbul Lounge’da Curio’larla Eğlence
- İstanbul’da Bağımsızlık
- Altıncı Irk
- Geleceğimiz İçin Asıl Maç Şimdi
- Rahmi Koç Deneyimlerini Paylaştı
- Yolcularımız İnternetsiz Kalmayacak
- Garanti Bankası ile Yenilenen Ortaklık
- İş ve Spor Dünyası Bir Arada
- Galileo Türkiye’ye Turizm Oscarı
- Avustralya ve Tayland’a Uçmak Artık Daha Kolay
- Uçuş Ağımız Genişliyor
- Adnan Menderes Havalimanı Büyüyor
- Selanik’teki Otellerde Türk Hava Yolları Farkı
Yazı: Melih Uslu, Fotoğraf: Mesut Tufan
Üç Romantik Avrupalı
Üç Romantik Avrupalı
Sevgililer günü, seyahate çıkmak için iyi bir fırsat. işte bu özel günü, uzak diyarlara taşımak isteyenler için 14 Şubat şehirleri.
Flamenko Ateşi: Sevilla
Bizet’nin tutkulu operası Karmen’e ilham veren alımlı İspanyol kenti Sevilla, Endülüs ruhundan doğan flamenko ile efsanevi âşık Don Juan’ın memleketi. İspanya Kraliçesi Isabel’in Kristof Kolomb’u Yeni Dünya yolculuğuna uğurladığı yer de burası. Kentin tarihi mahallesi Santa Cruz’un sevimli sokaklarında küçük yokuşlar ve gizli meydanlar sizi bekliyor. Plaza Virgen de Los Reyes adlı meydanda faytona binebilir, portakal ağaçlarıyla kaplı Calle Mateos Gago Sokağı’ndaki kafelere uğrayabilirsiniz. Beyaz evleriyle ünlü bölgenin en güzel sokaklarından biri olan Macarena bölgesindeki Valle Rodrigo’da uzun bir yürüyüşten sonra, Plaza del Altozano’nun seyir terasları sizi bekliyor olacak.
Kaçırmayın
Alcazar Sarayı.
Giralda Kulesi.
Tapas restoranları.
Püf noktası
Flamenko ezgilerinin büyüsüne kapılmak için tablao adı verilen kulüplerden birine uğrayıp yöreye özgü Sevillanas dansını yapanlara eşlik etmeyi deneyebilirsiniz.
Köprüler şehri: Ljubljana
Slovenya’nın başkenti Ljubljana, küçük köprüleri, konser salonları ve kemerli avlularıyla âşıklar için sürprizlerle dolu bir şehir. Eski ve yeninin benzersiz bir sentezini sunan kent, tarihte birçok kez yenilenmiş çok katmanlı mimariye sahip. Şehir, 16. yüzyılda Avrupa’nın önemli mimarları tarafından adeta yeniden inşa edilmiş. Bu dönemde kente görkemli saraylar, Barok binalar, gösterişli kiliseler ve zarif merdivenler yapılmış. Zaman içinde hasar gören kent 1900’lerin başında Joze Plecnik’e teslim edilmiş. Viyana ve Prag gibi şehirleri modern bir şıklığa kavuşturan ünlü Sloven mimar, kente neo-klasik ve art nouveau stilinde pek çok yapı kazandırmış. Günümüzdeki Ljubljana ise söğüt ağaçlarının gölgesindeki nehir kıyısı kafeleriyle konuklarına küçük şehir sıcaklığını fazlasıyla hissettiriyor. Sloven Şair France Preseren’in adını taşıyan meydan ise şehrin güzelliklerine açılan bir kapı gibi...
Püf noktası
Yerel bir efsaneye göre Ljubljana’ya ilk gelen kişi nehirde bir ejderha ile karşılaşmış. Zor bir mücadeleden sonra mağlup ettiği ejderha bugün şehrin simgesi kabul ediliyor.
Tuna’nın prensesi: Budapeşte
Tuna Nehri’nin iki yakasına kurulan Macaristan’ın zarif başkenti Budapeşte, görkemli yapıları, kaplıca merkezleri ve hareketli meydanlarıyla kışın çok romantik. Yüksek bir tepe üzerine kurulan Buda Kalesi, şehrin simgelerinden. Kraliyet Sarayı, Mathias Kilisesi ve Balıkçılar Burcu şehrin başyapıtları arasında sayılıyor. Neo-Rönesans tarzındaki Opera Binası da şehrin en güzel yapılarından. Avrupa’nın en büyük kaplıca kentlerinden biri olan Budapeşte’de yüzden fazla sıcak su kaynağı bulunuyor. Osmanlı idaresi zamanında kentin Buda bölgesinde inşa edilen Türk hamamlarının devamı niteliğinde çok sayıda kaplıca bulunuyor. Şehrin ilginç adreslerinden biri olan Margit Adası (Margitsziget), tarihte prenseslerin inziva mekânıymış. Tuna Nehri üzerindeki adada ünlü Macar yazar ve müzisyenlerinin heykellerinin bulunduğu Sanatçılar Parkı görülmeye değer.
Püf noktası
Dünyaca ünlü Macar müzisyen Gabor Szabo’nun memleketi olan Budapeşte’de Çigan ezgilerinin eşlik ettiği mum ışığında yerel lezzetlere bakmak unutulmaz bir deneyim.
