Skip to main content

Uçakta solunan havanın oldukça sağlıklıdır. Uçağın içerisinde çeşitli filtreler bulunur. Uçak dışından gelen taze hava, jet motorlarında kompresör kademeleri olarak bilinen kabin içine sürekli olarak çekilir. Bu havanın %50’si sisteme çekilirken %50’si dışarı atılır. Diğer taraftan uçağın içindeki havanın %50’si dışarıdan gelen temiz hava ile karışır. Bu aşamada hava basıncı, kabin basıncına eşitlenene kadar sıkıştırılır.

Havayı basınç altına almak havanın ısınmasına neden olur. Bu havaya “Yüksek Verimli Partikül Havası (HEPA)” adı verilir. Partikül havası filtrelerden geçmeden önce soğutulur. Bu işlem bakterilerin, partiküllerin ve virüslerin minimum %99,97’sinin filtrelerden kaldırılmasını sağlar. Partikül havası sirkülasyonlu kabin havasıyla birleşerek solumaya hazır hale getirir. Bu filtreler uçağın dışındaki taze havayla birlikte uçağın içindeki havanın karışmasını sağlar.

Yolcular böyle bir sistemin farkında bile olmazlar. Burada önemli olan bir diğer konu devridaimdir. Uçak içindeki kabin havası çıkış valfleri vasıtasıyla uçaktan serbest bırakılır. Bu nedenle uçaktaki hava, dışardaki hava ile sürekli olarak temizlenir. Uçak içindeki hava HEPA filtresi sayesinde ortalama 20 kez devridaim yapar. Dolayısıyla uçakta, yeryüzündeki havadan çok daha temiz bir hava solunur.

Yapılan araştırmalar HEPA tarafından temizlenmiş havanın yolcuları mikrop ve enfeksiyona karşı koruduğunu gösteriyor. Hava bariyeri adı verilen bu koruyucu kalkanın uçak yolculuğu boyunca etkisi devam ediyor.

Geçtiğimiz yıllarda, kabin hava kalitesinin kötü algısı üzerine yazılmış bir dizi teknik makale ve dergi makalesi bulunuyor. Kabini havalandırmak için kullanılan sıkıştırılmış hava, tipik olarak %5 ile %25 arasında bulunan düşük bağıl neme sahiptir. Kabin hava koşullarıyla ilgili şikâyetler arasında kuru hava, burun tıkanıklığı, sıcaklık seviyeleriyle ilgili rahatsızlıklar bulunur. Havayolu şirketlerinin çoğu uçakta sigara içmeyi yasaklamadan önce, hava kalitesi ile ilgili şikayetlerin çoğunluğu bu önlenebilir kabin hava kirliliğinden kaynaklıydı. Bununla birlikte, dumanın kabine girip kötü hava kalitesi kaynağı haline gelmesiyle ilgili olaylar bir nebze olsun azaldı.


Referanslar

  • Thibeault C. 2002. Airliner cabin air quality. See Ref. 31, pp. 279-92.
  • Thibeault C. 2002. The impact of the aerospace industry on environment and public health. See Ref. 30, pp. 645-68.

Havayolu, karayolu veya denizyoluyla karşılaştırıldığında daha hızlı, rahat ve konforlu olsa da enfeksiyon riski düşündürücü olabiliyor. Çünkü kalabalık bir grup yakın mesafede, uzun süre seyahat ediyor. Uçaklarda kabin içi temizliğin Sağlık Bakanlığının, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) hazırladığı rehbere uygun olarak oluşturup yayınladığı “Havacılıkta Hijyen ve Sağlık Rehberi” doğrultusunda yapılmasına ve personelin tüm titizliğine rağmen yine de dikkat edilmesi gereken riskli bölgeler bulunuyor.

Uçaklar çok sayıda yolcu tarafından kullanılıyor ve dar alanlarda uzun süreler geçiriliyor. Bunun sonucunda koltuklar, kemerler, masa, güneşlik, baş üstü ışık düğmeleri, tuvalet kapısı, klozet ve musluklar çok kişinin dokunduğu ve kirlettiği noktalar haline geliyor.

Uçakta enfeksiyon riskini değerlendirmek amacıyla uçağın çeşitli noktalarından alınan örneklerin değerlendirildiği bir çalışmada, iki büyük havayolu firmasının 5 ayrı havalimanındaki uçuşlarından örnekler kullanılmış. Sonuçta koltuk yüzeylerinde, tepsilerde, masa, güneşlik, tuvaletler ve koltuk arkasındaki dergilerin konduğu ceplerde mikrop sayısının çok olduğu gösterilmiş. Ancak şaşırtıcı olan, en kirli yerler beklenildiği gibi tuvaletler değil koltuk arkalarındaki masalar bulunmuş.

Tuvaletlerdeki sifon düğmelerinde her inç kareye 265 CFU (bakteri sayısı) düşerken koltukların arkasında yer alan tepsilerde 2,155 CFU ile sifon düğmelerinden 8 kat fazla bakteriye rastlanmış. Uçuş aralarında tuvaletlerin düzenli temizlenmesinin bu sonuca yol açtığı düşünülmüş. Baş üstündeki havalandırma düğmesinin de 285 CFU ile tuvaletten daha kirli olduğu görülmüş. Tuvalet kilidi de 70 CFU değeri ile ölçülen en temiz yer olmuş.

Bu çalışmanın objektif olarak ortaya koyduğu ve bilimsel olarak da önerilen uçakta enfeksiyonlardan korunmak için yapılması gerekenlerin başında yolculuk sırasında ellerin temizliği geliyor. Diğer hijyen kurallarına uyulması da enfeksiyonlara yakalanma riskini azaltıyor.

Yolcuların potansiyel olarak bulaşıcı bir hastalığa sahip yolcuya maruz kalması durumunda enfeksiyonla mücadele için önlemler alması da bir diğer önemli konu. Her ne kadar hava taşıyıcıları, bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış yolcuları ve tıbbi nedenlerle seyahat etmeyi reddetme hakkına sahip olsalar da, bulaşıcı hastalıklar için yolcuların sistematik olarak taranması ve bulaşıcı semptomları olan yolcuların dışarıda bırakılması pek kolay değil. Bu durumda sağlık çalışanlarının bireyleri tanımlamaları bekleniyor. Hastalık salgınının önlenmesi en önemli kontrol aracı ve bu nedenle yolcuların hasta olduklarında herhangi bir hava yolculuğunu ertelemeleri tavsiye ediliyor. Ayrıca araştırmalar el hijyenine dikkat etmenin hastalığın bulaşma riskini azalttığını kanıtlıyor. Maske kullanımı da enfeksiyon kontrolünde çok önemli bir rol oynuyor.


Referanslar

  • Gendreau M, DeJohn C. Responding to medical events during commercial airline flights. N Engl J Med 2002; 346: 1067–73.
  • Ryan E, Wilson M, Kain K. Illness after international travel. N Engl J Med 2002; 347: 505–16.
  • National Research Council. The airline cabin environment and the health of passengers (2002). Washington, DC: National Academic Press, 2002.

Derin Ven Trombozu (DVT) damarda kan pıhtılaşması durumudur. En çok bacaklarda meydana gelen bu rahatsızlık kollarda, kalça kemiğinde ve vücudun diğer bölgelerinde de oluşabilir. DVT olan ya da daha önce bu hastalığı geçiren bireyler, inme mağdurları, kanser hastaları, yürüme engelliler ve daha önce büyük cerrahi operasyon geçiren kişiler DVT hastalığının yüksek risk grubu arasında sayılıyor.

Yapılan araştırmalar uçakla sık seyahat eden kişilerde DVT hastalığının görüldüğünü belirtiyor. Burada ne sıklıkla seyahat edildiği ve uçağın hangi sınıfında oturulduğu önem taşıyor. Sık seyahat, uçuşun uzun olması ve uçuş süresince hareketsizlik DVT hastalığının diğer risk faktörleri arasında yer alıyor.

Uçuş ile DVT gelişimi ve daha sonraki Pulmoner Embolizm (PE) “tromboembolik hastalık” arasındaki bağlantı ilk kez 1954'te bir doktorun 14 saatlik uçuşundan sonra DVT’yi açıklayan bir raporunda açıklanmış. O zamandan beri hava yolculuğunun popülerliğinde büyük bir artış yaşanmış. Medikal ve popüler basında hava yolculuğu ile DVT ve PE gelişimi arasındaki bağlantı hakkında çok şey yazılmış. Bu durum da “ekonomi sınıfı sendromu” olarak adlandırılan raporlarda artışa yol açmış ve sonuç olarak tromboz riski konusunda gezginler uyarılmış.

Uçuş kabinlerindeki birtakım faktörlerin DVT veya PE geliştirme riskini artırdığı belirtiliyor. Bunlar arasında sıkışık oturma pozisyonları, hareketsizlik, alkollü içecekler, çay ve kahve gibi diğer diüretikler, uçak kabininin düşük nemi ve azaltılmış barometrik basınç gibi olası dihidratlar sayılabilir.

DVT’ye yakalanma riskini önlemek için kabin içi egzersizleri deneyebilirsiniz.

Referans

  • Air Transp. Comm., Aerospace Med. Assoc. 2001. Travellers’ thrombosis: a review of deep vein thrombosis associated with travel.

Hayatımızın neredeyse her alanında görülen stres, uçuştan önce de karşımıza çıkabiliyor.

Hava yolculuğunun kişisel olarak talep edildiğini gösteren anekdotal kanıtlara rağmen, havayolu stresini inceleyen az sayıda araştırma bulunuyor.

Uçuş öncesi stresin en önemli nedenleri arasında bilet sırası, bagaj ve güvenlik kontrolü için havalimanına 2 veya 3 saat önceden varılması ve sonrasında yaşanılan süreç gösteriliyor. Dahası, medyada yer alan haberler, havalimanı kalabalıkları, uçuş gecikmeleri ve iptaller gibi nedenlerin de uçuş streslerinin oluşmasında anlamlı olduğu vurgulanıyor.

Önceki yıllarda yapılan araştırmalara göre hava yolculuğunun eşsiz doğası, ilginç bir şekilde güvenilir ve geçerli bir hava yolculuğu stresine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Geçmiş araştırmalar algılanan hava yolculuğu stresinin, kaygı ve öfke dahil olmak üzere güçlü duygusal tepkilere neden olabileceğini vurguluyor. Kaygının bileşenleri endişe verici etkiyi, gelecekteki olumsuz olayların olasılığı hakkında endişelenmeyi ve taşikardi gibi somatik tepkileri içerebiliyor.

Diğer taraftan sadece uçuş öncesi stres değerlendirildiğinde uçuş öncesi süreçlerin insan duygulanımına etkilerinin oldukça fazla olabileceği vurgulanıyor. Bu durum kişilerde öfke, endişe ve psikososyal stres doğurabiliyor. Psikososyal stres teriminin anlamı, uçak havalandığında yolcuların öfkeye kapılarak hareket etmesi olarak adlandırılıyor. Uçuş öncesi stresi önleyebilmek için uçuşa hazırlık için hazırlamış olduğumuz videoları izleyebilir ve makalelerimizdeki önerileri dikkate alabilirsiniz. Böylece keyifli ve stressiz bir yolculuk geçirebilirsiniz.

Havacılık endüstrisi raporları, yolcuların hava öfkesinin hızla artmakta olduğunu ve yıllar geçtikçe ciddi rakamlara yaklaştığını belirtiyor. Bu durum başta uçuş güvenliğini tehdit ediyor. Bu vesile ile stressiz bir yaşamı sadece gündelik hayatınız için değil seyahatleriniz için de öneriyoruz.

Referanslar

  • Deheart, Roy L. "Health Issues of Air Travel." Annual Review Public Health, 7 Nov. 2002.
  • Jonathan B. Bricker "Development and Evaluation of the Air Travel Stress" Journal of Counseling Psychology, 2005, Vol. 52.

Günümüzde kullanılan uçaklar her ne kadar geçmişte kullanılan uçaklardan daha rahat olsa da yolcular zaman zaman uçuş ortamının oluşturabileceği fiziksel veya psikolojik zorluklarla karşılaşabiliyor. Karşılaşılan zorluklardan bazıları araştırmalara da konu oluyor.

En sık karşılaşılan zorluklardan birisi hipoksi yani oksijen yetmezliği. Belirli bir yükseklikte uçarken, kısmi oksijen basıncı deniz seviyesine göre %20 azalır. Bu hafif hipoksinin sağlıklı bireyler için bir sakıncası bulunmaz. Ancak kalp hastalığı, kronik solunum yolu ve anemi hastalığı gibi sağlık sorunları olan kişiler için önemli olabilir.

Kabindeki barometrik basınç değişimlerinin vücutta orta kulak, sinüsler ve bağırsaklar gibi bölümleri etkilediği görülüyor. Uçak yükselirken kabin basıncı azaldıkça gazlar %30'a kadar genişler. Bu, normalde hafif karın rahatsızlığı ve orta kulakta basınç hissi dışında başka problemlere neden olmayabilir. Bu tür problemleri olanlar burun tıkanıklığı ve kulak sorunları sayfamızdaki valsalva manevrası gibi tekniklerinden faydalanabilir.

Uçuşun fiziksel etkilerinden biri de hareket hastalığı olabilir. Yolculuk sırasında hareket hastalığına ilişkin bir çalışmada, yolcuların %0,5'inin kustuğu ve %8,4'ünün uçuş sırasında mide bulantısı hissettiği belirtilmiştir. Hareket rahatsızlığı, türbülanslı uçuş koşullarına maruz kalma sırasında daha şiddetli olabilir. Eğilimi olan bireylerin, uçuştan önce gerekli önlemleri almaları tavsiye edilir.

Referans

  • Dowdall, Nigel. "Customer health: a new role for occupational physicians." In Depth Review, 3 Dec. 2002.

Seyahat yönünün performansa etkisini araştıran çalışmalar farklı sonuçlar ortaya çıkarıyor. Bazı verilere göre, doğuya doğru seyahatin performans açısından daha zararlı olduğu belirtiliyor. Bunun nedeni olarak vücut saatinin ritminin doğal olarak 24 saat aydınlık-karanlık döngüsünden daha uzun ve yaklaşık 25-26 saat uzunluğunda olması vurgulanıyor. Sonuç olarak, vücudun günü kısaltandan çok uzatan değişikliklere uyum sağlamasının daha kolay olduğu belirtiliyor.

Birçok çalışma, doğuya uçan yolcuların vücudun faz gecikmesiyle daha hızlı bir şekilde ayarlanabilmesinden ötürü, daha uzun süren ve yeniden senkronizasyon için daha uzun süreye ihtiyaç duyan, daha belirsiz jet lag semptomları yaşadıklarını gösteriyor. Daha önce Lemmer ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmalar, batı yönü uçuşundan sonraki jet lag semptomlarının en çok uçuş sonrası ilk 3 günü etkilerken, doğu yönü uçuşundan sonraki semptomların daha şiddetli olduğunu ve varıştan 7 gün sonra da devam ettiğini belirtiyor.

Jet lag ve adaptasyonla ilişkili bu sonuçların özellikle yoğun iş temposu içeren, fiziksel aktivite ihtiyacı fazla olan ve özellikle sporcuların yaptığı seyahatlerde göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bu çalışmaların verilerine dayanarak, seyahat edilen yerdeki iş ya da spor takviminin seyahat sonrası performansı etkileyen kritik bir faktör. Dezavantajlı bir seyahat çizelgesi durumunda, seyahatten önce vücut saatini kademeli olarak kaydırmak avantajlı olabilir. Bunun nasıl yapılabileceğini ilgili videolarımızdan öğrenebilirsiniz.

Referanslar

  • Lemmer B, Kern RI, Nold G, et al. Jet lag in athletes after eastward and westward time-zone transition. Chronobiol Int 2002;19:743-64.
  • Reilly T, Edwards B. Altered sleep-wake cycles and physical performance in 88 athletes. Physiol Behav 2007;90:274-84.
  • Loat CE, Rhodes EC. Jet-lag and human performance. Sports Med (Auckland, NZ) 1989;8:226-38.

Her yıl yaklaşık 2 milyar insan uçakla yolculuk yapıyor ve jet lag konusu günden güne daha çok tartışılıyor. Jet lag; gündüz yorgunluğu, uyku bozuklukları, iştah azalması, kabızlık gibi sindirim şikayetleri, psikomotor koordinasyonun ve zihinsel becerilerin azalması gibi bedensel bulgularla karakterize edilen uzun menzilli uçuşlarla ilişkili ancak sadece geçici bir sirkadiyen ritim bozukluğu olarak tanımlanıyor.

Jet lag, vücudun iç saat mekanizmasındaki senkronizasyon bozukluğundan kaynaklanır. Dr. Waterhouse ve arkadaşlarının 2007 yılında yayınladıkları jet lag derleme tıbbi literatürüne göre bu duruma hipotalamusun suprakiazmatik çekirdeğinde bulunan ani saat dilimi değişiklikleri ve yeni ışık-karanlık döngü arasındaki beyinde yanlış bilgi eşitleme durumu neden olur. Bedenin alışık olduğu döngünün değişmesi sonucu bedenin uyum sağlamasındaki güçlük jet lag’i ortaya çıkarır.

Burgess ve arkadaşlarının 2003 yılında Journal of Biologic Rythms literatür dergisinde yayınladıkları simülasyon çalışmalarına göre, sirkadiyen ritim dengesini doğru ayarlamak için, doğuya seyahat etmeden önce 3 gün boyunca normalden 1 saat erken uyumanın ve sabahları parlak ışığa maruz kalmanın istatistiksel olarak yararı olduğunu gösteriyor. Bu araştırmada uçakla seyahatten önce faz tedavisi olarak uyku düzeni planlamasının daha fazla günde uygulanmasının daha fazla etki gösterebileceği ve jet lag’i potansiyel olarak ortadan kaldırabileceği savunulur.

Referanslar

  • Waterhouse J, Reilly T, Atkinson G, Edwards B. Jet lag: trends and coping strategies. Lancet 2007; 369: 1117-29. 
  • Burgess HJ, Crowley SJ, Gazda CJ, Fogg LF, Eastman CI. Preflight adjustment to eastward travel: 3 days of advancing sleep with and without morning bright light. J Biol Rhythms 2003; 18: 318-28.

Yolcular, kabinlerin çevresel koşullarından kendi yaş ve sağlık koşullarına göre farklı şekilde etkilenebilir. Uçuş kabini ortamı, sindirim sistemini doğrudan etkileyen basınca sahiptir. Birçok insan uçağa bindiğinde sadece kendisinde olduğunu sandığı ve söylemekten çekinebildiği gaz ve şişkinlik şikâyetleri yaşıyor.

Düşük kabin basıncı gazların genişlemesine yol açar. Boyle yasasına göre, deniz seviyesinden 8.000 fit yüksekliğe çıkarken gazlar %35 oranla genleşir. Modern havayolu taşımacılığında kullanılan uçaklarda ayarlanan kabin basıncı sayesinde yolcular gerçek yükseklikteki basınca maruz kalmasalar da oldukça yüksek bir dağın tepesine aniden çıkmış kadar basınç hisseder.

Uçuş sırasındaki basınçtan bedendeki hava dolu boşlukların etkilenebileceği hipotezine rağmen, sadece şişkinlik ve kulakta hassasiyet hissi duyulur. Vücutta bulunan havayla doldurulmuş boşlukların arasında orta kulak ve sinüsler, bağırsaklar, plevral boşluklar, bazı diş dolguları ve kafatası yer alır. Kalkış ve inişler yavaş yapıldığı için basınç değişimi de yavaştır ve etkilenen vücut bölgeleri sınırlı kalır.

Gaz ve şişkinlik şikâyetleri üzerine yapılan çeşitli araştırmalar bulunuyor. Enck ve arkadaşlarının 1995 yılında yayınladıkları araştırma, yer hizmeti personeliyle kabin personeli arasında hazımsızlık şikâyetlerinin anlamlı olarak farklı olduğunu gösteriyor. Vejvoda ve arkadaşlarının 2000 yılında yayınladıkları literatür çalışması ise uzun uçuşlarda görevli personelin yer hizmetlerinde çalışanlara oranla daha fazla şişkinlik şikâyeti bulgularına sahip olduğunu gösteriyor. Hinninghofen ve arkadaşlarının 2006 yılında yayınladıkları araştırma ise uçuş sırasında beslenme şeklinin mide boşaltım zamanı ile doğrudan ilişkili olduğunu gösteriyor ve 2.500 m yükseklikte uçmanın mide boşaltımı üzerine olumsuz etkileri olabileceğini ve hazımsızlık şikâyetlerini artırabileceğini vurguluyor. Bu araştırma, mide boşaltım süreleri yaklaşık 50 dakika uzayan kişilerin daha fazla şişkinlik, gaz ve bulantı hissettiklerini gösteriyor.

Yapılan araştırmalar uçuş sırasında aşırı gaz ve şişkinlik şikâyetinin yaygın olduğunu ortaya çıkarıyor. Nedenleri belirli olan bu duruma karşı yalnız değilsiniz.

Referanslar

  • Hinninghofen, H., Musial, F., Kowalski, A., Enck, P., 2006. Gastric emptying effects of dietary fiber during 8 hours at two simulated cabin altitudes. Aviat. Space Environ. Med. 77 (2), 121-123.  
  • Vejvoda, M., Samel, A., Maas, H., Luks, N., Linke-Hommes, A., Schulze, M., Mawet, L., Hinninghofen, H., 2000. Study on strain, workload, and circadian rhythm in cabin crews during transmeridian flights. Research Report 2000-32. Deutsches Zentrum für Luft-und Raumfahrt (DLR), Cologne. 
  • Enck, P., Mueller-Sacks, E., Holtmann, G., Wegmann, H., 1995. Gastrointestinal problems in airline crew members. Z. Gastroenterol. 33, 513-516.

Uçak seyahatinde ayaklarda şişkinlik doğrudan yaş, damar duvarlarının sağlığı, anatomik yapı, gebelik durumu ve varislere bağlı olarak gelişebilir. Bedende ödemin oluşmasını engellemek amacıyla çalışan kas pompaları harekete ihtiyaç duyar. Sürekli oturma pozisyonunda kalındığında kan akımı karşıt basınçla durağanlaşır ve ödem oluşumu başlar.

İlk olarak 1996 yılında Shuster ve arkadaşlarının yaptıkları ve tıp literatürünün önemli kaynakları arasında yer alan Lancet’te yayınlanan araştırmada uçuş sırasında ayaklarda gelişen ödem değerlendiriliyor. Yerde kurulan bir uçak düzeneğinde gerçekleştirilen 12 saatlik uçuş simülasyonu gece ve gündüz olarak iki gruba ayrılıyor.

Araştırma sonuçlarına göre gece saatlerinde ayaklarda gelişen ödemin daha fazla olduğu görülüyor. Jet uçak ayağı olarak tanımlanan bu durumun en fazla 30 yaş üstü kadınların ve varisleri olan kişilerin başına geldiği görülüyor. Uçak içi hava sıcaklığı, hissedilen kabin basıncına da vurgu yapılan araştırmada bu durumun doğal kabul edilebileceği belirtiliyor.

Yapılan araştırmada bilim insanları uçak seyahatinde yapılan egzersiz ve masaj uygulamalarının olumlu etkilerinin olabileceğini belirtiyor. Araştırmada asıl dikkati ise seyahatten önce giyilen basınçlı çorapların etkisinin daha fazla olması çekiyor. Günümüzde, uçuş sırasında sorun yaşayan kişilerin az basınçlı çorap giymeleri ve ayak bileğini içeren egzersizler öneriliyor.

Referanslar

  • Shuster S. Jet flight leg and hypobaric pressure. Lancet. 1996 Oct 5;348(9032):970. PubMed PMID: 8843849. 
  • Shuster S. Jet flight leg. Lancet. 1996 Mar 23;347(9004):832-3. PubMed PMID: 8622363.

İnsanlar yerçekimi kuvvetinin yön ve büyüklük bakımından sabit olduğu bir ortamda yaşar. Hava yolculuğu sırasında yolcular alışılmadık titreşim, hareket ve santrifüj kuvvetlerini doğrudan ya da dolaylı olarak algılayabilir. Buna ek olarak, uçuş sırasında oluşan hava türbülansı vestibüler (denge) sistem üzerinde doğrusal bir hareket oluşturabilir. Denge sisteminde oluşan dikey ya da dairesel hareketler bulantı ve baş dönmesi gibi şikâyetleri beraberinde getirir. Denge sorunları ayrıca hareket hastalığına da neden olabilir.

Turner ve arkadaşlarının yaptıkları, 38 farklı uçuş için 923 yolcuyu kapsayan “Hava Yolculuğu Sırasında Oluşabilen Hareket Hastalığını Değerlendirme” çalışmasında, yolcuların %0,5'inde kusma ve %8,4'ünde mide bulantısı görüldüğü belirtiliyor. Yapılan araştırmada bu bulguların yatay ve dikey gelen düşük frekanslı titreşimlere bağlı olduğu tespit edilmiş. Ayrıca araştırmaya göre koltuk seçiminin ya da yolcuların demografik özelliklerinin bu bulgularla doğrudan etkisi olmadığı bildiriliyor.

Uçak tutması hakkında yapılan çalışmalarda titreşime maruz kalmanın azalması ve ufuk çizgisinin gözle görülmesine önem veriliyor. University of Maryland ve Mayo Klinik tarafından yayımlanan uçak tutması hastalarına yönelik tavsiyelerin yer aldığı bilgilendirme yazılarında, yolcuların kanat bölgesinde ya da ön bölümde oturmaları tavsiye ediliyor.

Fly Good Feel Good projesi kapsamında hazırlanan uçuş fobisi videosu size bu rahatsızlığa karşı yol gösteriyor. Ayrıca zencefilli çaylarımız mide bulantısını önlemek konusunda faydalı olabilir. Keyifli uçuşlar.

References 

  • Turner M, Griffin MJ, Holland I. Airsickness and aircraft motion during short-haul flights. Aviat Space Environ Med. 2000 Dec;71(12):1181-9.
  • Schmal F. Neuronal mechanisms and the treatment of motion sickness. Pharmacology. 2013; 91(3-4):229-41.

Uzun bir uçuşta lenslerinizin kuruduğunu, hatta gözlerinizin tahriş olduğunu hissettiğiniz oldu mu? Bu, içinde bulunduğunuz ortamın sebep olduğu bir durum. Lens kullanan yolcular uçuş kabinindeki basınç değişikliği nedeniyle bu problemle karşılaşabiliyor.

Uçuş kabinleri yolcuları daha düşük atmosfer basıncına, oksijen düzeyine, nem oranına ve kuru havaya maruz bırakır. Bunun sebebi 35 bin fit yükseklikte seyir yapabilmek için oluşturulan yapay düşük atmosfer basıncına bağlıdır. Bu koşullar özellikle 3 saatten uzun uçuşlarda lens kullananların rahatsız olmasına neden olabilir. Araştırmalara göre lenslerle birlikte kullanılması onaylanan nemlendirici göz damlaları uçuş sırasında göz kurumasının azalmasına yardımcı olabilir. Göz kuruluğunun sebep olduğu tahriş ve enfeksiyonlar nedeniyle lens kullanan kişilerin uçuş sırasında lenslerini kullanmamaları önerilir.

Lenslerinizle uçuş sırasında uyumamaya da özen göstermelisiniz. Kısmi oksijen azlığı ve kuru hava nedeniyle lensleriniz sertleşir ve korneanızda sıyrıklar meydana gelebilir. Uçakla seyahat ederken lenslerinizi ve yıkama solüsyonlarınızı çantanızda taşımanız önerilir. Uçuş sırasında 100 ml olan sıvı taşıma sınırı lens sıvıları için geçerli değildir, ancak güvenlik noktasında bu sıvıların ayrıca beyan edilmesi gerekir. Daha düşük ölçekli seyahat tipi lens sıvılarını da tercih edebilirsiniz. Eğer düşük ölçekte bir lens sıvınız yoksa, sıvıyı azaltmak için farklı bir kaba koymamalısınız. Bu durum enfeksiyon bakımından kötü sonuçlar doğurabilir.

Özellikle uzun uçuşlarda lens yerine gözlük kullanmak çok daha sağlıklı olabilir.

References 

  • Backman H, Haghighat F. Air quality and ocular discomfort aboard commercial aircraft. Optometry 2000; 71(10):653-6.
  • DeHart RL. Health issues of air travel. Annu Rev Public Health 2003; 24:133-51.

Hareket hastalığının en önemli bulguları arasında yer alan bulantı ve kusma hakkında yüzlerce araştırma bulunuyor. Bu bulgulara sebep olan durumlar arasında, özellikle denge sitemi üzerine etki eden titreşim gibi çevresel faktörler yer alıyor. Uçuş sırasında oluşan titreşim ve dikey hareketlerin yolcularda bulantıya yol açabileceği biliniyor.

Hareket hastalığı sınıfında değerlendirilen bulantı durumunda doğal destekler kullanılabilir. Zencefil, 2000 yılı aşkın bir süredir geleneksel tıpta geniş spektrumlu bir antiemetik (bulantı giderici) olarak kullanılıyor. Çeşitli klinik öncesi ve klinik çalışmalar, zencefilin farklı bulantı uyaranlarına karşı antiemetik etkilere sahip olduğunu gösteriyor. Herkeste aynı etkiyi göstermediğini belirten araştırmalar olsa da birçok araştırma raporu, zencefilin doğal bulantı önleyiciler arasında yer aldığını savunuyor. Lien ve arkadaşlarının 2003 yılında yayımladıkları araştırma, zencefilin dairesel veksiyonla indüklenen mide bulantısını etkin biçimde azalttığını gösteriyor. Bu nedenle zencefilin hareket hastalığının önlenmesi ve tedavisinde yeni bir ajan olarak görev yapabileceği belirtiliyor.

Fly Good Feel Good projesi kapsamındaki özel çaylarımız sayfasında zencefil çayları hakkında detaylı bilgi yer alıyor. Uçuş sırasında gelişebilecek mide bulantılarınız için bu çaylarımızı deneyebilirsiniz.

References 

  • Lien HC, Sun WM, Chen YH, Kim H, Hasler W, Owyang C. Effects of ginger on motion sickness and gastric slow-wave dysrhythmias induced by circular vection. Am J Physiol Gastrointest Liver Physiol. 2003; 284(3):G481-9.
  • Ernst E, Pittler MH. Efficacy of ginger for nausea and vomiting: a systematic review of randomized clinical trials. B J Anaesth. 2000;84(3):367-371

Havayolu seyahati orta kulak barotravmasının (uçuş kulağı) en sık görülen nedenleri arasında gösteriliyor. Her ne kadar günümüzde bebekler ve çocuklar sıkça havayolu seyahati gerçekleştirseler de bu konu hakkında yayımlanan yeterli literatür bulunmuyor. Uçuş gerçekleştiren bebekler ve çocuklar hakkındaki çalışmalar genelde vaka raporları ve gözlemsel çalışmalarla sınırlı kalıyor.

Uçakların deniz seviyesinden yükselmesiyle birlikte dışarıdaki basınç azalır ve basınç farkı orta kulaktan emilen havayla dengelenir. Uçak inişe geçtiğinde ise dış basınç artar ve orta kulak basıncı artırarak dengelemeye çalışır. Ancak olası bir patoloji ile birlikte değişen basınçlar dengelenemediğinde bebek ve çocuklarda akut ve şiddetli ağrıların başlamasına neden olur. Özellikle konuşarak şikayetinin şeklini ve yerini belirtemeyen bebekler bu duruma karşı daha hassas olurlar ve bu ağrıyla anksiyete gösterebilirler.

Basınç adaptasyonu gerçekleşmediğinde kulak zarında gerilme meydana gelir, hatta bazen bu gerilme lokal çatlaklara sebep olabilir. Bu durumlar özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu, kulak enfeksiyonu geçiren ya da uyku halindeki bebek ve çocuklarda daha sık görülüyor. Basınç farkından dolayı barotravma yani uçuş kulağı olmasın diye çocuklara yutkunmaları ya da Fly Good Feel Good projemizde yer alan video içeriğimizde tanıttığımız “Valsalva Manevrası” hareketini yapmaları tavsiye ediliyor.

Uçuş sırasında sert şekerler ve sakız çiğneme aspirasyon tehlikesine sebep olabieceği için önerilmiyor. Uçuş yüksekliklerindeki bazı olumsuz hava şartları uçaklarda hissedilen anlık irtifa değişikliklerine sebep olur. O sırada oluşabilecek bir heyecanla sakız ya da şeker yolcunun havayoluna kaçıp tıkanmaya neden olabilir. Araştırmalar bu durumlarda bebek ve çocuklarda barotravmayı önlemede en iyi yöntemlerin sıvı tüketmeleri (su ya da meşrubat) ya da anne sütü almaları olduğunu gösteriyor.

Kulak tıkanıklıklarını açabileceğiniz ya da barotravmaya karşı kullanabileceğiniz manevraları öğrenmek için ilgili video içeriğimizi izleyebilirsiniz.

Referanslar

  • Samuels MP. The effects of flight and altitude. Arch Dis Child. 2004 Mar;19(5):448-55. Review. 
  • Rosenkvist L, Klokker M, Katholm M. Upper respiratory infec- tions and barotraumas in commercial pilots: a retrospective survey. Aviat Space Environ Med. 2008;79:960-3. 
  • Brown TP. Middle ear symptoms while flying. Ways to prevent a severe outcome. Postgrad Med. 1994;96:135.

Havayolu firmalarının, özel girişimciler ya da zihinsel sağlık uzmanlarıyla iş birliği yaparak yolcuların uçuş kaygılarını tedavi etmek için tesisler kurduğu biliniyor. 2000 yılında yayınlanan bir derleme raporuna göre ulaşılan 212 havayolu firmasından 43’ü bu konuda aktif olmasına rağmen detaylı bilgi ve eğitim sunan havayolu firması sayısı sadece 15’ti ve bu sayı 2004 yılında hızlıca 36’ya ulaştı. Eğitim tesisi sayısındaki artışa, uçmaktan korkan kişilerin tedavi talebindeki artış ya da havayolu firmalarının bu alanda daha fazla hizmet vermeye ilgi duymaları sebep olmuş olabilir. Ancak bu eğitim programlarının başladığı yıllarda bilimsel ve profesyonel literatürlerde yeterli destekleyici bilgi bulunmuyordu.

Araştırmalar uçakla seyahat stresinin ya da fobisinin %10-%40 arasında olduğunu gösteriyor. Yolcu güvenliği, sağlık ve rahatlığın tartışıldığı yayınlarda stresin sadece uçuş sırasında değil havalimanına giderken başladığı yönünde bilgiler bulunuyor. Havalimanına ulaşımın, uçağa yetişmenin, ağır bagajlarla check-in yapmanın ve hatta güvenlikten geçmenin bile stres oluşumuna sebep olduğu vurgulanıyor. Bütün bu streslerin üzerine bir de uçuş fobisi eklendiğinde uçuştan vazgeçenlerin sayısı azımsanmayacak düzeyleri buluyor.

Uçuş stresi ya da fobisi ile ilgili bugüne kadar kullanılan yöntemler ve protokoller arasında geniş bir çeşitlilik bulunuyordu. Ancak bu sayının artmasıyla uzmanlar, uçuş fobisi destek eğitimi programları için "en iyi" ana bileşenlerin standartlaştırılması gerektiğini düşündüler. Bu sebeple artık bu gereksinimleri karşılayan ve üzerinde uzlaşmaya varılan altın standartlar var. Sizin de uçuş fobiniz ya da uçakla seyahate karşı endişeleriniz varsa Fly Good Feel Good projemiz kapsamında hazırlanan video içeriğimize göz atabilir ve Türk Hava Yolları Uçuş Akademisi’nden altın standartlarda profesyonel destek alabilirsiniz.

Referanslar

  • Van Gerwen LJ, Diekstra RF, Arondeus JM, Wolfger R. Fear of flying treatment programs for passengers: an international update. Travel Med Infect Dis. 2004 Feb;20(1):27-35. 
  • Rayman RB. Passenger safety, health and comfort: a review. Aviat Space Environ Med 1997;68:432-440. 
  • Jones DR. Fear of flying--no longer a symptom without a disease. Aviat Space Environ Med. 2000 Apr;37(4):438-40.

Havayolu taşımacılığı, uygun fiyatlı firmaların devreye girerek daha fazla rekabet oluşturmasıyla son derece popüler bir seyahat biçimi haline geldi. Her seyahat tipinde olduğu gibi havayolu taşımacılığının da kendine has riskleri bulunuyor. Uçaklarda atıştırmak ya da yemek yemek bu seyahatlerin önemli bir parçasını oluşturuyor. Ancak birçok firma ikram hizmetlerini ucuz tercihlerle yaptığı için yolcular gıda zehirlenmesi gibi risklerle karşı karşıya kalıyor.

Gıda kaynaklı hastalıklara modern havayolu taşımacılığı sektöründe oldukça az rastlanıyor. Ancak biletinizi alırken fiyatın yanında bu riski de göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Düşünsenize bir uçuş sırasında gıda kaynaklı bir hastalık yolcularda topluca görülse ve sonrasında uçuş ekibine bulaşsa? Transatlantik uçuşunda hayati risklerle karşı karşıya kalabileceğiniz bu tablonun sonuçları aldığınız bilet kadar ucuz olmayabilir.

Literatür çalışmaları gıda zehirlenme oranlarının %3-%24 aralığında olduğunu gösteriyor ve bu oranın özellikle gelişmekte olan ülkelerde yüksek olduğu gözlemleniyor. Uçak içi ikramlarda zehirlenmelere sebep olan yiyecekler arasında ilk sıraları tavuk, kremalı tatlı ve deniz ürünleri alıyor. Risk analizine ve etiyolojik faktörlere bakıldığında uçak içinde böyle bir enfeksiyon geliştiğinde bu durum seyahat sonrası dönemde ortaya çıkabilir ve yolcular bu durumu fark etmeyebilir. Dolayısıyla araştırmaların tavsiye ettiği gibi uçak içi ikramların hazırlanışı hakkında bilgi sahibi olmak ve çeşitli gıda güvenliği standartlarından haberdar olmak gerekiyor.

Araştırma özetlerine göre kaliteli ve güvenli uçak içi yemek ikramları için yüksek standartlarda gıda hazırlama ve depolama ilk sıralarda geliyor. Bu standartlar sadece havalimanı mutfaklarında değil, gıdaların tesislerden uçağa taşınmasını sağlayan araçlarda ve uçak içi mutfaklar için de geçerli. Türk Hava Yolları bu standartları sağlarken taze ve ev yapımı formatında ikramlar sunuyor. Yüksek standartlarda hazırlanan ikramlar, yolculuğu daha keyifli ve sağlıklı bir hale getiriyor.

Referanslar

  • Lambiri M, Mavridou A, Papadakis JA. The application of hazard analysis critical control point [HACCP] in a flight- catering establishment improved the bacteriological quality of meals. J Roy Soc Health 1995;115:26-30. 
  • McMullan R, Edwards PJ, Kelly MJ, Millar BC, Rooney PJ, Moore JE. Food-poisoning and commercial air travel. Travel Med Infect Dis. 2007 Sep;17(5):276-86.